SIFIR KOŞUL CÜMLELERİ (ZERO CONDITIONAL SENTENCES)
– Bu koşul bildirim kalıbı, genel gerçekler, alışkanlıklar, emirler, tavsiyeler ve neden-sonuç ilişkisi belirten durumları anlatmakta kullanılırlar. Genelde her iki cümle de geniş zaman (simple present tense) kalıbıyla kurulurlar.
Örnek:
If you boil the water, it evaporates. (Eğer suyu kaynatırsanız, buharlaşır / Neden-Sonuç)
If I argue with someone, I feel terrible. (Eğer birisiyle tartışırsam, kendimi kötü hissederim / Alışkanlık)
If you feel bad, visit the doctor. (Eğer kendini kötü hissediyorsan, doktora git / Tavsiye)
BİRİNCİL KOŞUL CÜMLELERİ (FIRST CONDITIONAL SENTENCES)
– Birincil koşul bildiren cümlelerde, cümlelerden biri geniş zaman diğeri gelecek zaman kalıbındadır. Birinci olayın olması durumunda, gelecekte olacak şeyi belirtmek amacıyla kullanılırlar.
Örnek:
If it doesn’t rain, we’ll go to the picnic. (Eğer yağmur yağmazsa, pikniğe gideceğiz.)
If it rains, we’ll watch film. (Eğer yağmur yağarsa, film izleyeceğiz.)
İKİNCİL KOŞUL CÜMLELERİ (SECOND CONDITIONAL SENTENCES)
– İkincil koşul bildiren cümleler, tamamen imkansız veya varsayımlara dayanmakta olan durumları anlatmak için kullanılırlar. If kalıbının kullanıldığı cümle past tense, diğer cümle ise would/could/might ile birlikte kurulur.
Örnek:
If I had a spare ticket, I could take you to the cinema. (Eğer fazladan bir biletim olsaydı, seni sinemaya götürebilirdim. ~ ~ ~ Fakat fazladan bir biletim olmadığı için seni sinemaya götüremiyorum anlamı verilmektedir, yani fazlalık bilet bulunmamaktadır.)
If I were you, I would exercise for the marathon. (Eğer senin yerinde olsaydım, maraton için antrenman yapardım.)
ÜÇÜNCÜL KOŞUL CÜMLELERİ (THIRD CONDITIONAL SENTENCES)
– Üçüncül koşul cümlelerini, şu ana dek hiç gerçekleşememiş durumlarda pişmanlık vb. duyguları ifade etmek için kullanırız. If kalıbının kullandıldığı cümle past perfect tense, diğer cümle de would/could + past perfect tense kalıbıyla kurulur.
Örnek:
If I had been watching the road, I wouldn’t had had an accident. (Eğer yola bakıyor olsaydım, kaza yapmayacaktım.)
16 Ekim 2009 Cuma
Too - Enough Kullanımı | Örnekli Anlatım Too Enough
-Too
too+sıfat
too: çok fazla aşırı
too big: çok büyük
too expensive: çok pahalı
too far: çok uzak
Örnekler:
A: I can't read.
A: It is too dark to read.
(Okunmayacak kadar karanlık.)
A: Let's go to the cinema now.
B: No, we can't.
A: Why not?
B: It is too late to go.
(Gidilmeyecek kadar geç.)
sıfat+enough
enough: yeteri kadar
tall enough: yeteri kadar uzun boylu
cheap enough: yeteri kadar ucuz
beautiful enough: yeteri kadar güzel
Örnekler:
A: Can your brother talk?
B: Yes. He is old enough to talk.
(Konuþabilecek kadar büyüdü.)
A: Shall we buy this car, Dad?
B: No, we can't buy it.
A: Why?
B: I am not rich enough to buy it.
(Onu alacak kadar zengin değilim.)
Should - Shouldn't Kullanımının Anlatımı
"Should ve shouldn't" u öneri vermek için kullanırız.
Örnek Diyalog
A: I am very late this morning.
(Bu sabah çok geç kaldım.)
B: You should run.
(Koşsan iyi olur.) veya You shouldn't walk to day.
(Bu gün yürümezsen iyi olur.)
A: My English marks are low this year.
(Bu yıl İngizice notlarım düşük.)
B: You should study harder.
(Daha çok çalışmlısın.) veya You shouldn't watch Tv so much.
(Bu kadar çok televizyon seyretmesen iyi olur.)
Örnek Diyalog
A: I am very late this morning.
(Bu sabah çok geç kaldım.)
B: You should run.
(Koşsan iyi olur.) veya You shouldn't walk to day.
(Bu gün yürümezsen iyi olur.)
A: My English marks are low this year.
(Bu yıl İngizice notlarım düşük.)
B: You should study harder.
(Daha çok çalışmlısın.) veya You shouldn't watch Tv so much.
(Bu kadar çok televizyon seyretmesen iyi olur.)
Used To |Used To Kullanımı |Be Used To Anlatımı
Used To
Geçmişte alışkanlık olarak yapılan olayları ifade ederken kullanılır. “Used to”dan sonra fiilin yalın hali kullanılır. “Used to” kullanıldığında o alışkanlığa geçmişte sahip olunduğu (zaman zarfı kullanılmasa bile) ve şu an devam etmediği anlaşılır. “Used to” yapısının olumlu ve sorusunda görüldüğü gibi “did” yardımcı fiilinden faydalanılır. Yardımcı fiil devreye girdiğinden “use” şeklinde birinci hale döner.
My brother used to collect stamps. (Kardeşim pul koleksiyonu yapardı. / Şimdi yapmıyor.)
I used to run everyday when I was (Üniversitedeyken her gün koşardım.)
at university.
(Bu cümleyi söyleyen şu anda koşmadığını da ifade etmiş olmaktadır. Ayrıca genelde “used to” yapısı “but ile geçiş yapar.)
She used to gamble, but now she doesn’t. (O kumar oynardı ama artık oynamıyor.)
Did you use to play football? (Futbol oynar mıydın?)
No, I didn’t use to play football. (Hayır, futbol oynamazdım.)
Be used to / Accustomed to
“Be used to” alışkın olma anlamında kullanılır ve içinde bulunulan durumu anlatır. Bundan başka aynı ifadeyi vermek için “be accustomed to” ve ”get used to / get accustomed to” kalıpları kullanılır. “Be used to” ve “accustomed to” aynı anlamda kullanılır. İki ifadeden sonra da isim (noun) veya fiilimsi (gerund) kullanılır.
Sally is used to life in the country. (noun) (Sally taşradaki hayata alışkındır.)
I am used to working hard. (gerund) (Çok çalışmaya alışkınım.)
Our son is getting accustomed to getting up early. (Oğlumuz erken kalkmaya alışıyor.)
I wasn’t used to studying when I was at high school. (Lisedeyken ders çalışmaya alışkın değildim.)
Geçmişte alışkanlık olarak yapılan olayları ifade ederken kullanılır. “Used to”dan sonra fiilin yalın hali kullanılır. “Used to” kullanıldığında o alışkanlığa geçmişte sahip olunduğu (zaman zarfı kullanılmasa bile) ve şu an devam etmediği anlaşılır. “Used to” yapısının olumlu ve sorusunda görüldüğü gibi “did” yardımcı fiilinden faydalanılır. Yardımcı fiil devreye girdiğinden “use” şeklinde birinci hale döner.
My brother used to collect stamps. (Kardeşim pul koleksiyonu yapardı. / Şimdi yapmıyor.)
I used to run everyday when I was (Üniversitedeyken her gün koşardım.)
at university.
(Bu cümleyi söyleyen şu anda koşmadığını da ifade etmiş olmaktadır. Ayrıca genelde “used to” yapısı “but ile geçiş yapar.)
She used to gamble, but now she doesn’t. (O kumar oynardı ama artık oynamıyor.)
Did you use to play football? (Futbol oynar mıydın?)
No, I didn’t use to play football. (Hayır, futbol oynamazdım.)
Be used to / Accustomed to
“Be used to” alışkın olma anlamında kullanılır ve içinde bulunulan durumu anlatır. Bundan başka aynı ifadeyi vermek için “be accustomed to” ve ”get used to / get accustomed to” kalıpları kullanılır. “Be used to” ve “accustomed to” aynı anlamda kullanılır. İki ifadeden sonra da isim (noun) veya fiilimsi (gerund) kullanılır.
Sally is used to life in the country. (noun) (Sally taşradaki hayata alışkındır.)
I am used to working hard. (gerund) (Çok çalışmaya alışkınım.)
Our son is getting accustomed to getting up early. (Oğlumuz erken kalkmaya alışıyor.)
I wasn’t used to studying when I was at high school. (Lisedeyken ders çalışmaya alışkın değildim.)
IRREGULAR VERBS | Düzensiz Fiiller Anlamlarıyla |Düzensiz Fiiller
1. HAL 2. HAL 3. HAL Türkçe Anlamı
Arise Arose Arisen Doğmak, çıkmak
Awake Awoke,awaked Awoken,awaked Uyandırmak
Be Was Been Olmak
Bear Bore Borne,born Taşımak, doğurmak
Beat Beat Beaten Vurmak, dövmek
Become Became Become Olmak
Begin Began Begun Başlamak
Bend Bent Bent Eğmek, bükmek
Bid Bid Bid Fiyat önermek
Bind Bound Bound Bağlamak
Bite Bit Bitten Isırmak
Bleed Bled Bled Kanamak
Blow Blew Blown Esmek
Break Broke Broken Kırmak, üflemek
Breed Bred Bred Yetiştirmek, üremek
Bring Brought Brought Getirmek
Broadcast Broadcast Broadcast Yayın yapmak
Build Built Built İnşa etmek
Burn Burnt Burnt Yanmak,yakmak
Burst Burst Burst Patlamak
Buy Bought Bought Satın almak
Cast Cast Cast Atmak, fırlatmak
Catch Caught Caught Yakalamak, yetişmek
Choose Chose Chosen Seçmek
Cling Clung Clung Tutmak,yapışmak
Come Came Come Gelmek
Cost Cost Cost Mal olmak
Creep Crept Crept Sürünmek, sürünerek gitmek
Cut Cut Cut Kesmek,
Deal Dealt Dealt ...işiyle uğraşmak
Dig Dug Dug Kazmak
Do Did Done Yapmak
Draw Drew Drawn Çekmek, resim vb. çizmek
Dream Dreamt Dreamt Rüya görmek
Drink Drank Drunk İçmek
Drive Drove Driven Sürmek, kullanmak
Dwell Dwelt Dwelt Yaşamak, oturmak
Eat Ate Eaten Yemek
Fall Fell Fallen Düşmek
Feed Fed Fed Beslemek
Feel Felt Felt Hissetmek, duymak
Fight Fought Fought Dövüşmek, savaşmak
Find Found Found Bulmak
Flee Fled Fled Kaçmak
Fling Flung Flung Fırlatmak
Fly Flew Flown Uçmak
Forbear Forbore Forborne Kaçınmak, tahammül etmek
Forbid Forbade Forbidden Yasaklamak
Forecast Forecast Forecast Olacağı tahmin etmek
Foresee Foresaw Foreseen Olacağı sezinlemek
Forget Forgot Forgotten Unutmak
Forgive Forgave Forgiven Affetmek
Forsake Forsook Forsaken Terk etmek
Freeze Froze Frozen Donmak
Get Got Got Elde etmek, almak, olmak, varmak
Give Gave Given Vermek
Go Went Gone Gitmek
Grind Ground Ground Öğütmek
Grow Grew Grown Yetiştirmek, büyümek
Hang Hung,hanged Hung,hanged Asmak
Have Had Had Sahip olmak
Hear Heard Heard İşitmek
Hide Hid Hidden Saklamak, saklanmak
Hit Hit Hit Vurmak
Hold Held Held Tutmak
Hurt Hurt Hurt İncitmek
Keep Kept Kept Muhafaza etmek, tutmak
Kneel Knelt Knelt Diz çökmek
Knit Knit,knitted Knit,knitted Örmek
Know Knew Known Bilmek
Lay Laid Laid Yerleştirmek, koymak
Lead Led Led Yol göstermek, götürmek
Lean Leant,leaned Leant,leaned Eğilmek, yaslanmak
Leap Leapt,leaped Leapt,leaped Zıplamak
Learn Learnt,learned Learnt,learned Öğrenmek
Leave Left Left Ayrılmak, terk etmek, bırakmak
Lend Lent Lent Ödünç vermek
Let Let Let İzin vermek
Lie Lay Lain Uzanmak, yatmak
Light Lit,lighted Lit,lighted Yakmak
Lose Lost Lost Kaybetmek
Make Made Made Yapmak
Mean Meant Meant Demek istemek, anlamındaolma
Meet Met Met Karşılaşmak, buluşmak
Mistake Mistook Mistaken Yanılmak
Misunderstand Misunderstood Misunderstood Yanlış anlamak
Mow Mowed Mowed,mown Çim biçmek
Overcome Overcame Overcome Yenmek
Overdo Overdid Overdone Abartmak
Overthrow Overthrew Overthrown Yenmek, yerinden atmak
Pay Paid Paid Ödemek, ücretini vermek
Put Put Put Koymak
Read Read Read Okumak
Rid Rid Rid Kurtulmak, kurtarmak
Ride Rode Ridden Ata binmek, atlagitmek
Ring Rang Rung Zil çalmak
Rise Rose Risen Yükselmek, doğmak
Run Ran Run Koşmak
Saw Sawed Sawn,sawed Testereyle kesmek
Say Said Said Demek, söylemek
See Saw Seen Görmek
Seek Sought Sought Aramak
Sell Sold Sold Satmak
Send Sent Sent Göndermek
Set Set Set Yerleştirmek, koymak
Sew Sewed Sewed,sewn Dikiş dikmek
Shake Shook Shaken Sarsmak, sallamak
Shear Sheared Shorn,sheared Yün vb. kırpmak
Shed Shed Shed Kan akıtmak
Shine Shone Shone Parlamak
Shoot Shot Shot Vurmak, atmak
Show Showed Shown,showed Göstermek
Shrink Shrank Shrunk Büzülmek, çekmek
Shut Shut Shut Kapamak
Sing Sang Sung Şarkı söylemek
Sink Sank Sunk Batmak
Sit Sat Sat Oturmak
Slay Slew Slain Öldürmek
Sleep Slept Slept Uyumak
Slide Slid Slid Kaymak
Sling Slung Slung Atmak, sapan atmak
Slit Slit Slit Yarmak, yırtmak
Smell Smelt,smelled Smelt, smelled Kokmak, koklamak
Sow Sowed Sown,sowed Tohum ekmek
Speak Spoke Spoken Konuşmak
Speed Sped,speeded Sped.speeded Hızla gitmek
Spell Spelt,spelled Spelt,spelled Harflerini söylemek
Spend Spent Spent Harcamak
Spill Spilt,spilled Spilt,spilled Dökmek
Spin Spun Spun Dönmek
Spit Spat Spat Tükürmek
Split Split Split Yarılmak, bölmek
Spoil Spoilt,spoiled Spoilt,spoiled Bozmak
Spread Spread Spread Yaymak, yayılmak
Spring Sprang Sprung Sıçramak, fırlamak
Stand Stood Stood Ayakta durmak
Steal Stole Stolen Çalmak(hırsızlık yapmak)
Stick Stuck Stuck Sokmak, yapıştırmak
Sting Stung Stung Arı vb. sokmak
Stink Stank,stunk Stunk Pis kokmak
Strew Strewed Strewed,strewn Dağıtmak, yaymak
Stride Strode Stridden Uzun adımla yürümek
Strike Struck Struck Çarpmak
Strive Strove Striven Çabalamak
Swear Swore Sworn Yemin etmek, küfür etmek
Sweep Swept Swept Tükürmek
Sweel Swelled Swelled,swollen Şişmek
Swim Swam Swum Yüzmek
Swing Swung Swung Sallanmak
Take Took Taken Almak, götürmek
Teach Taught Taught Öğretmek
Tear Tore Torn Yırtmak
Tell Told Told Anlatmak, söylemek
Think Thought Thought Düşünmek, zannetmek
Thrive Throve,thrive Thriven,thrived Gelişmek
Throw Threw Thrown Atmak
Thrust Thrust Thrust Dürtmek, sokmak
Tread Trod Trodden Yol gitmek, yürümek
Undergo Underwent Undergone Zorluk, acı vb. şeyler çekmek
Understand Understood Understood Anlamak
Undertake Undertook Undertaken Üzerine almak
Uphold Upheld Upheld Desteklemek
Upset Upset Upset Altüst etmek, bozmak
Wake Woke Waken Uyanmak, uyandırmak
Wear Wore Worn Giymek
Weave Wove Woven Örmek
Weep Wept Wept Ağlamak
Wet Wetted,wet Wetted,wet Islatmak
Win Won Won Oyun, kumar vb. şeyler kazanmak
Wind Wound Wound Döndürmek, saat kurmak
Withdraw Withdrew Withdrawn Çekmek
Wring Wrung Wrung Bükmek
Write Wrote Written Yazmak
Arise Arose Arisen Doğmak, çıkmak
Awake Awoke,awaked Awoken,awaked Uyandırmak
Be Was Been Olmak
Bear Bore Borne,born Taşımak, doğurmak
Beat Beat Beaten Vurmak, dövmek
Become Became Become Olmak
Begin Began Begun Başlamak
Bend Bent Bent Eğmek, bükmek
Bid Bid Bid Fiyat önermek
Bind Bound Bound Bağlamak
Bite Bit Bitten Isırmak
Bleed Bled Bled Kanamak
Blow Blew Blown Esmek
Break Broke Broken Kırmak, üflemek
Breed Bred Bred Yetiştirmek, üremek
Bring Brought Brought Getirmek
Broadcast Broadcast Broadcast Yayın yapmak
Build Built Built İnşa etmek
Burn Burnt Burnt Yanmak,yakmak
Burst Burst Burst Patlamak
Buy Bought Bought Satın almak
Cast Cast Cast Atmak, fırlatmak
Catch Caught Caught Yakalamak, yetişmek
Choose Chose Chosen Seçmek
Cling Clung Clung Tutmak,yapışmak
Come Came Come Gelmek
Cost Cost Cost Mal olmak
Creep Crept Crept Sürünmek, sürünerek gitmek
Cut Cut Cut Kesmek,
Deal Dealt Dealt ...işiyle uğraşmak
Dig Dug Dug Kazmak
Do Did Done Yapmak
Draw Drew Drawn Çekmek, resim vb. çizmek
Dream Dreamt Dreamt Rüya görmek
Drink Drank Drunk İçmek
Drive Drove Driven Sürmek, kullanmak
Dwell Dwelt Dwelt Yaşamak, oturmak
Eat Ate Eaten Yemek
Fall Fell Fallen Düşmek
Feed Fed Fed Beslemek
Feel Felt Felt Hissetmek, duymak
Fight Fought Fought Dövüşmek, savaşmak
Find Found Found Bulmak
Flee Fled Fled Kaçmak
Fling Flung Flung Fırlatmak
Fly Flew Flown Uçmak
Forbear Forbore Forborne Kaçınmak, tahammül etmek
Forbid Forbade Forbidden Yasaklamak
Forecast Forecast Forecast Olacağı tahmin etmek
Foresee Foresaw Foreseen Olacağı sezinlemek
Forget Forgot Forgotten Unutmak
Forgive Forgave Forgiven Affetmek
Forsake Forsook Forsaken Terk etmek
Freeze Froze Frozen Donmak
Get Got Got Elde etmek, almak, olmak, varmak
Give Gave Given Vermek
Go Went Gone Gitmek
Grind Ground Ground Öğütmek
Grow Grew Grown Yetiştirmek, büyümek
Hang Hung,hanged Hung,hanged Asmak
Have Had Had Sahip olmak
Hear Heard Heard İşitmek
Hide Hid Hidden Saklamak, saklanmak
Hit Hit Hit Vurmak
Hold Held Held Tutmak
Hurt Hurt Hurt İncitmek
Keep Kept Kept Muhafaza etmek, tutmak
Kneel Knelt Knelt Diz çökmek
Knit Knit,knitted Knit,knitted Örmek
Know Knew Known Bilmek
Lay Laid Laid Yerleştirmek, koymak
Lead Led Led Yol göstermek, götürmek
Lean Leant,leaned Leant,leaned Eğilmek, yaslanmak
Leap Leapt,leaped Leapt,leaped Zıplamak
Learn Learnt,learned Learnt,learned Öğrenmek
Leave Left Left Ayrılmak, terk etmek, bırakmak
Lend Lent Lent Ödünç vermek
Let Let Let İzin vermek
Lie Lay Lain Uzanmak, yatmak
Light Lit,lighted Lit,lighted Yakmak
Lose Lost Lost Kaybetmek
Make Made Made Yapmak
Mean Meant Meant Demek istemek, anlamındaolma
Meet Met Met Karşılaşmak, buluşmak
Mistake Mistook Mistaken Yanılmak
Misunderstand Misunderstood Misunderstood Yanlış anlamak
Mow Mowed Mowed,mown Çim biçmek
Overcome Overcame Overcome Yenmek
Overdo Overdid Overdone Abartmak
Overthrow Overthrew Overthrown Yenmek, yerinden atmak
Pay Paid Paid Ödemek, ücretini vermek
Put Put Put Koymak
Read Read Read Okumak
Rid Rid Rid Kurtulmak, kurtarmak
Ride Rode Ridden Ata binmek, atlagitmek
Ring Rang Rung Zil çalmak
Rise Rose Risen Yükselmek, doğmak
Run Ran Run Koşmak
Saw Sawed Sawn,sawed Testereyle kesmek
Say Said Said Demek, söylemek
See Saw Seen Görmek
Seek Sought Sought Aramak
Sell Sold Sold Satmak
Send Sent Sent Göndermek
Set Set Set Yerleştirmek, koymak
Sew Sewed Sewed,sewn Dikiş dikmek
Shake Shook Shaken Sarsmak, sallamak
Shear Sheared Shorn,sheared Yün vb. kırpmak
Shed Shed Shed Kan akıtmak
Shine Shone Shone Parlamak
Shoot Shot Shot Vurmak, atmak
Show Showed Shown,showed Göstermek
Shrink Shrank Shrunk Büzülmek, çekmek
Shut Shut Shut Kapamak
Sing Sang Sung Şarkı söylemek
Sink Sank Sunk Batmak
Sit Sat Sat Oturmak
Slay Slew Slain Öldürmek
Sleep Slept Slept Uyumak
Slide Slid Slid Kaymak
Sling Slung Slung Atmak, sapan atmak
Slit Slit Slit Yarmak, yırtmak
Smell Smelt,smelled Smelt, smelled Kokmak, koklamak
Sow Sowed Sown,sowed Tohum ekmek
Speak Spoke Spoken Konuşmak
Speed Sped,speeded Sped.speeded Hızla gitmek
Spell Spelt,spelled Spelt,spelled Harflerini söylemek
Spend Spent Spent Harcamak
Spill Spilt,spilled Spilt,spilled Dökmek
Spin Spun Spun Dönmek
Spit Spat Spat Tükürmek
Split Split Split Yarılmak, bölmek
Spoil Spoilt,spoiled Spoilt,spoiled Bozmak
Spread Spread Spread Yaymak, yayılmak
Spring Sprang Sprung Sıçramak, fırlamak
Stand Stood Stood Ayakta durmak
Steal Stole Stolen Çalmak(hırsızlık yapmak)
Stick Stuck Stuck Sokmak, yapıştırmak
Sting Stung Stung Arı vb. sokmak
Stink Stank,stunk Stunk Pis kokmak
Strew Strewed Strewed,strewn Dağıtmak, yaymak
Stride Strode Stridden Uzun adımla yürümek
Strike Struck Struck Çarpmak
Strive Strove Striven Çabalamak
Swear Swore Sworn Yemin etmek, küfür etmek
Sweep Swept Swept Tükürmek
Sweel Swelled Swelled,swollen Şişmek
Swim Swam Swum Yüzmek
Swing Swung Swung Sallanmak
Take Took Taken Almak, götürmek
Teach Taught Taught Öğretmek
Tear Tore Torn Yırtmak
Tell Told Told Anlatmak, söylemek
Think Thought Thought Düşünmek, zannetmek
Thrive Throve,thrive Thriven,thrived Gelişmek
Throw Threw Thrown Atmak
Thrust Thrust Thrust Dürtmek, sokmak
Tread Trod Trodden Yol gitmek, yürümek
Undergo Underwent Undergone Zorluk, acı vb. şeyler çekmek
Understand Understood Understood Anlamak
Undertake Undertook Undertaken Üzerine almak
Uphold Upheld Upheld Desteklemek
Upset Upset Upset Altüst etmek, bozmak
Wake Woke Waken Uyanmak, uyandırmak
Wear Wore Worn Giymek
Weave Wove Woven Örmek
Weep Wept Wept Ağlamak
Wet Wetted,wet Wetted,wet Islatmak
Win Won Won Oyun, kumar vb. şeyler kazanmak
Wind Wound Wound Döndürmek, saat kurmak
Withdraw Withdrew Withdrawn Çekmek
Wring Wrung Wrung Bükmek
Write Wrote Written Yazmak
COPERLATİVE SUPERLATİVE | Sıfat Karşılaştırmaları
Sıfatlar, sahip oldukları özelliklerin derecelerinin belirtilmesi bakımından 2 değişik şekilden birinde bulunurlar.
Comparative Degree - İki varlığın karşılaştırılması.
İki tane varlığın hangisinin daha üstün durumda olduğunu anlatan karşılaştırma şeklidir. Kısa sıfatlarda, sıfatlardan sonra -er takısı kullanılır. Uzun sıfatlarda ise sıfattan önce ?more? kelimesi kullanılır ve sıfat yalın durumdadır. -er ve more Türkçe'deki daha sözcüğünün karşılığıdır. Her iki durumda da sıfattan sonra than sözcüğü kullanılır.
old older (daha yaşlı)
young younger (daha genç)
pretty prettier (daha güzel)
ÖRNEK
Serkan's father is older than my father. (Serkan'ın babası benim babamdan daha yaşlıdır.)
My father is younger than Serkan's father. (Benim babam Serkan'ın babasından daha gençtir. )My girlfriend is prettier than your girlfriend. (Benim kız arkadaşım senin kız arkadaşından daha güzeldir. )
Superlative - en üstünlük derecesi
Bir şahıs veya şeye ait sıfatın diğer benzerleri arasında en üstün düzeyde olduğunu anlatmak için kullanılan derece şeklidir. Bunu yapmak için sıfata , kısa bir sözcükse -est eklenir; uzun bir sözcükse önüne most getirilir. Ayrıca sıfatın önüne the konulur.-est ve most Türkçe'deki 'en' sözcüğünün karşılığıdır.
the oldest (en yaşlı)
the prettiest (en güzel)
the youngest (en genç)
ÖRNEK
İstanbul is the biggest city of Turkey. (İstanbul Türkiye’nin en büyük şehirdir.)
Which one is the cheapest? (Hangisi en ucuz?)
My mother is the oldest person in our family.( Annem ailemizin en yaşlı kişisidir.)
Comparative Degree - İki varlığın karşılaştırılması.
İki tane varlığın hangisinin daha üstün durumda olduğunu anlatan karşılaştırma şeklidir. Kısa sıfatlarda, sıfatlardan sonra -er takısı kullanılır. Uzun sıfatlarda ise sıfattan önce ?more? kelimesi kullanılır ve sıfat yalın durumdadır. -er ve more Türkçe'deki daha sözcüğünün karşılığıdır. Her iki durumda da sıfattan sonra than sözcüğü kullanılır.
old older (daha yaşlı)
young younger (daha genç)
pretty prettier (daha güzel)
ÖRNEK
Serkan's father is older than my father. (Serkan'ın babası benim babamdan daha yaşlıdır.)
My father is younger than Serkan's father. (Benim babam Serkan'ın babasından daha gençtir. )My girlfriend is prettier than your girlfriend. (Benim kız arkadaşım senin kız arkadaşından daha güzeldir. )
Superlative - en üstünlük derecesi
Bir şahıs veya şeye ait sıfatın diğer benzerleri arasında en üstün düzeyde olduğunu anlatmak için kullanılan derece şeklidir. Bunu yapmak için sıfata , kısa bir sözcükse -est eklenir; uzun bir sözcükse önüne most getirilir. Ayrıca sıfatın önüne the konulur.-est ve most Türkçe'deki 'en' sözcüğünün karşılığıdır.
the oldest (en yaşlı)
the prettiest (en güzel)
the youngest (en genç)
ÖRNEK
İstanbul is the biggest city of Turkey. (İstanbul Türkiye’nin en büyük şehirdir.)
Which one is the cheapest? (Hangisi en ucuz?)
My mother is the oldest person in our family.( Annem ailemizin en yaşlı kişisidir.)
THE FUTURE TENSE| WİLL | BE GOİNG TO | Gelecek Zaman
İngilizcede geleceği anlatmak için will ve be going to kullanılır. Be going to önceden tasarlanmış ve yapmaya karar vermilmiş olayları anlatmakta kullanılır. Will ise önceden tasarlanmadan yapılan işleri anlatır.
ÖRNEK
-What are you going to do this weekend ?
-I am going to go cinema this weekend. ( sinemaya gidcegini planlamış ve haftasonu sinemaya gidecek)
- Hey, please come to the party tonight
- Ok dude, I will come tonight ( O an hemen karar verip gelecegini soyluyor)
Bazı Zamanı Bildiren kelimeler
tomorrow: yarın
next...: gelecek
next week: gelecek hafta
later: daha sonra
soon: çok geçmeden
in a few minutes: bir iki dakikya kadar
GOİNG TO
Olumlu Şekli
Özne+am/is/are+going to +fiil
I am going to buy a toy next week.
I am going to play tennis tomorrow
Olumsuz Şekli
Özne+am/is/are+not+going to+fiil
I am not going to learn Japanese next year.
He isn't going to ask question.
Soru Şekli
Am/is/are+özne+going to+fiil
Are you going to play basketball this year?
Is the teacher going to give a test next lesson?
WİLL
Olumlu Şekli
Özne+will+fiil
I will take an aspirin.
He will lock the door before leaving.
Olumsuz Şekli
Özne+won't+fiil
I won't call you again.
They won't come to Turkey this year, they haven't got enough money.
Soru Şekli
"will" Başa gelir.
Will Can buy a jacket for him?
Will the teacher leave as soon?
ÖRNEK
-What are you going to do this weekend ?
-I am going to go cinema this weekend. ( sinemaya gidcegini planlamış ve haftasonu sinemaya gidecek)
- Hey, please come to the party tonight
- Ok dude, I will come tonight ( O an hemen karar verip gelecegini soyluyor)
Bazı Zamanı Bildiren kelimeler
tomorrow: yarın
next...: gelecek
next week: gelecek hafta
later: daha sonra
soon: çok geçmeden
in a few minutes: bir iki dakikya kadar
GOİNG TO
Olumlu Şekli
Özne+am/is/are+going to +fiil
I am going to buy a toy next week.
I am going to play tennis tomorrow
Olumsuz Şekli
Özne+am/is/are+not+going to+fiil
I am not going to learn Japanese next year.
He isn't going to ask question.
Soru Şekli
Am/is/are+özne+going to+fiil
Are you going to play basketball this year?
Is the teacher going to give a test next lesson?
WİLL
Olumlu Şekli
Özne+will+fiil
I will take an aspirin.
He will lock the door before leaving.
Olumsuz Şekli
Özne+won't+fiil
I won't call you again.
They won't come to Turkey this year, they haven't got enough money.
Soru Şekli
"will" Başa gelir.
Will Can buy a jacket for him?
Will the teacher leave as soon?
Etiketler:
BE GOİNG TO,
Gelecek Zaman,
THE FUTURE TENSE,
WİLL
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)