22 Ocak 2010 Cuma

Sitemizin İçinde Arama Yapın

Loading

16 Ocak 2010 Cumartesi

THE PAST PERFECT TENSE | Past Perfect Tense

Türkçeye -mişli geçmiş zaman olarak çevrilebilir. Geçmişte yapılmış iki işten daha önce yapılmış olan olayları ve geçmişte belli bir ana dek sürmüş işleri anlatmakta kullanılır. Ayrıca dolaylı anlatımlarda da kullanılır.

Ör. Bora said he had played tennis. (Bora tenis oynadığını söyledi)

Olumlu Şekli

Özne+had+fiilin 3.hali

I had been heped
(Yardım edilmiştim)

It had been helped
(Yardım edilmişti)

Olumsuz Şekli

Özne+had not+fiilin 3. hali

I hadn't been helped
(Yardım edilmemiştim)

We hadn't been helped
(Yardım edilmemiştik)

Soru Şekli

Had+Özne+fiilin 3.hali

Had I been helped?
(Yardım edilmiş miydim?)

Had you been helped?
(Yardım edilmiş miydiniz?)

Olumsuz Soru Şekli

Had not+Özne+fiilin 3 hali

Had I not been helped?
(Yardım edilmemiş miydim?)

Had you not been helped?
(Yardım edilmemiş miydiniz?)

Active Form

Subject+had+verb 3

She told me his name after he had left.
(Ayrıldıktan sonra ismini bana söylemişti)

They thanked me for What I had done.
(Yaptıklarım için bana teşekkür ettiler)


Passive Form

Subject+had+been+verb 3

When we arrived in İzmir, all the shops had been closed.
(İzmir'e vardığımızda, tüm dükkanlar kapatılmıştı)

In five months, the house had not been repaired still.
(Beş ay içinde, ev hala tamir edilmemişti)

24 Ekim 2009 Cumartesi

İNGİLİZCE SAYILAR | NUMBERS | İNGİLİZCE SAYILARIN OKUNUŞU

0 - 20

0 : zero (ziro)
1 : one (van]
2 : two (tu)
3 : three (tiri)

4 : four (for)
5 : five (fayf)
6 : six (siks)
7 : seven (sevın)
8 : eight (eyt)
9 : nine (nayn)
10 : ten (ten)
11 : eleven (ilevın)
12 : twelve (tıvelv)
13 : thirteen (törtiin)
14 : fourteen (fortiin)
15 : fiveteen (fiftiin)
16 : sixteen (sikstiin)
17 : seventeen (sevıntiin)
18 : eighteen (eğtiin)
19 : nineteen (nayntiin)
20 : twenty (tıventi)
21 : twenty-one
22 : twenty-two

20 , 30 ... 100

20 : twenty (tıventi)
30 : thirty (törti)
40 : forty (forti)
50 : fifty (fifti)
60 : sixty (siksti)
70 : seventy (sevınti)
80 : eighty (eğti)
90 : ninety (nayti)
100 : one hundred / a hundred (van handırıd / e handırıd)
1000 : one thousand / a thousand (van tavzınd / e tauzınd)
1,000,000 one million
1.000,000,000 one billion (one milliard)
1,000,000,000,000 one trillion
21 : twenty one (tıventi van)
38 : thirty eight (törti eğt)
55 : fifty five ( fifti fayf)
62 : sixty two (siksti tu)
99 : ninety nine (naynti nayn)

100'lük sayılar, eğer sadece yüzlük ve onluk sayılar varsa,araya 'and' konularak okunur.Örneğin:

250 : two hundred and fifty 470 : four hundred and seventy

Eğer birlik sayılar da varsa and koyulmaz.

386 : three hundred eighty six

1000'lik sayılar da aynı mantıkla oluşur:

1900 : one thousand and nine hundred
1650 : one thousand six hundred and fifty
3548 : three thousand five hundred fourty eight

1000'lik sayılar ikiye bölünerek de okunabilir ve genelde bu daha yaygındır.
Bunların böyle kullanılması için sayı ; 13,14,15,16,17,18,19 sayılarıyla başlamalıdır.Bu nedenle tarihlerde bu yöntem kullanılır.

1999 : nineteen ninety nine
1453 : fourteen fifty three
1371 : thirteen seventy one

İNGİLİZCE EV EŞYALARI | İNGİLİZCE EV ARAÇ GEREÇLERİ | EV ile İlgili Kelimeler

Armchair = Koltuk
Ashtray = Kül Tablası
Audio Set= Müzik Seti
Balcony = Balkon
Bathroom = Banyo
Basin = Leğen
Bathtub = Küvet
Bed = Yatak
Bedroom = Yatak Odası
Blanket = Battaniye
Bottle = Şişe
Bucket = Kova
Carpet = Halı
Cauldron = Kazan
Ceiling = Tavan
Chandelier = Avize
Chair = Sandalye
Chimney = Baca
Clothes Peg = Mandal
Crib = Karyola
Cup = Kupa
Curtain = Perde

Decanter = Sürahi
Dining Room = Yemek Odası
Dish = Tabak
Dish Washer = Bulaşık Makinesi
Door = Kapı
Door’s Handle = Kapı Kolu
Drawer = Çekmece
Floor = Kat
Flower Pot = Saksı
Food Proccessor = Mutfak Robotu
Fork = Çatal
Glass = Bardak
Guest Room = Misafir Odası
Hall = Salon
Hang = Askı
Iron = Ütü
Ironing Table, Ironing Board = Ütü Masası
Jar = Kavanoz
Kitchen = Mutfak
Knife = Bıçak
Living Room, Sitting room = Oturma Odası
Microwave Oven = Mikrodalga Fırın
Mirror = Ayna
Oven = Fırın
Pan, Skillet = Tava
Plate = Düz Tabak
Pillow = Yastık
Pincers = Pense
Pressure Cooker = Düdüklü Tencere
Plug = Fiş
Quilt = Yorgan
Refrigerator, Fridge = Buzdolabı
Roof = Çatı
Room = Oda
Rug = Kilim
Saucepan = Tencere
Scissors = Makas
Screwdriver = Tornavida
Sheet = Çarşaf
Sink, Washbasin = Lavabo
Socket = Priz
Sofa = Kanepe
Spoon = Kaşık
Stove = Soba
Table = Masa
Table Cloth = Masa Örtüsü
Tap = Musluk
Tape Recorder = Kasetçalar
Tea Glass = Çay Bardağı
Teaspoon = Çay Kaşığı
Toilet = Tuvalet
Towel = Havlu
Tray = Tepsi
Wall = Duvar
Wardrobe = Gardrop
Washing Machine = Çamaşır Makinesi
Window = Pencere
Vacuum Cleaner = Elektrikli Süpürge
Vase = Vazo

İNGİLİZCE KİŞİLİK SIFATLARI | KİŞİLİK TERİMLERİ

adaptable == kolay uyum sağlar
astute == acaip ve hızlı zeki
can work under pressure == sıkışık koşullar, gerilimli ortamlarda
çalışabilir
careful == dikkatli
committed == kendini işine adayan
competent == beceri dolu
co-operative == işbirliğine yatkın
courteous == nazik
dedicated == işine bağlı, kendini işine adayan
energetic == enerjik
extrovert == dışa dönük, arkadaş canlısı
flexible == esnek
friendly == dost insan
get on well with other people == geçimli
good sense of humour == şakadan anlar, mizah duygusu gelişkin
hardworking == çalışkan
imaginative == hayal gücü yüksek, yaratıcı
independent worker == bağımsız çalışabilen (eh, birazcık da dikbaşlı,
ama olumlu anlamda)
lively == yaşam dolu, hareketli
logical == mantıklı
loyal == sadık
methodical == metodik, sallapati değil
meticulous == titiz
orderly == düzenli
organized == düzenli
positive == olumlu kişilik
practical == pratik, çözümcü
punctual == dakik
receptive == kolay algılayan ve uyumlu
relaxed == rahat
reliable == güvenilir
self-confident == özgüven sahibi
self-motivated == motivasyon sahibi
sensitive == duyarlı
thorough == titiz
thoughtful == düşünceli (yardımsever, vs.)
vigilant == uyanık (dalgacı değil)
work well with others == başkaları ile uyum içinde çalışır.

İNGİLİZCE HASTALIKLAR | İNGİLİZCE HASTALIK TERİMLERİ | ILLS

tootache: diş ağrısı

headache: baş ağrısı

contagious: bulaşıcı

bad cold:soğuk algınlığı

stomachache: karın ağrısı

sore foot:ayak ağrısı

lumbago:bel fıtığı

hernia:fıtık

jaundice:sarılık

flu:grip

constipated:kabız

epilepsy:sara

ulcer:ülser

chickenpox: su çiçeği

rabies:kuduz

asthma: astım

cancer: kanser

measles:kızamık

diarrhoea:ishal

bronchitis:bronşit

typhoid fever:tifo

dysentery:dizanteri

itch:kaşıntı

faint:bayılmak

hiccups:hıçkırık

angina:anjin

heart attack:kalp krizi

leukemia:lösemi

measles:kızamık

migraine:migren

İNGİLİZCE HAYVANLAR | İNGİLİZCE HAYVAN İSİMLERİ | ANIMALS

Ağaçkakan = woodpecker
Ahtapot = octopus
Akbaba = vulture
Akrep = scorpion
Antilop = antelope
Arı = bee
Aslan = lion
At = horse
Ateşböceği = firefly
Ayı = bear
Balarısı = honeybee
Balık = fish
Balina = whale
Baykuş = owl
Bıldırcın = quail
Bit = louse
Bizon = bison
Boğa = bull
Böcek = insect
Bufalo = buffalo
Bukalemun = chameleon
Buldok = bulldog
Bülbül = nightingale
Ceylan = gazalle
Cırcırböceği = cricket
Civciv = chick
Çakal = jackal
Çekirge = grasshopper
Çıngıraklıyılan = rattlesnake
Çita = cheetah
Dana = calf
Denizanası = jellyfish
Denizyıldızı = starfish
Deve = camel
Devekuşu = ostrich
Dinozor = dinosaur
Doberman = doberman
Doğan = falcon
Domuz = pig
Ejderha = dragon
Erkek geyik = buck
Eşek = donkey
Eşekarısı = hornet
Fare = mouse
Fil = elephant
Flamingo = flamingo
Fok = seal
Gelincik = weasel
Gergedan = rhinoceros
Geyik = deer
Goril = gorilla
Guguk kuşu = cuckoo
Güve = moth
Güvercin = piegon
Habeşmaymunu = baboon
Hamsi = anchovy
Hindi = turkey
Horoz = cock
Istakoz = lobster
İguana = iguana
İnek = cow
İpekböceği = silkworm
Jaguar = jaguar
Kanarya = canary
Kanguru = kangroo
Kaniş = poodle
Kaplan = tiger
Kaplumbağa = turtle
Karabatak = cormorant
Karaca = roe deer
Karga = crow
Karınca = ant
Kartal = eagle
Katır = mule
Kaz = goose
Keçi = goat
Kedi = cat
Keklik = partridge
Kelebek = butterfly
Kertenkele = lizard
Kırkayak = millipede
Kırlangıç = swallow
Kısrak = mare
Kirpi = hedgehog
Koç = ram
Kokarca = skunk
Koyun = sheep
Köpek = dog
Köpek balığı = shark
Köstebek = mole
Kuala = kuala
Kuğu = swan
Kunduz = beaver
Kurbağa = frog
Kurt = wolf
Kurtçuk = larva
Kuş = bird
Kutup ayısı = polar bear
Kuzu = sheep
Leopar = leopard
Leylek = stork
Martı = gull
Maymun = monkey, ape
Muhabbet kuşu = parakeet
Mürekkepbalığı = cuttlefish
Oğlak = kid
Öküz = ox
Ördek = duck
Örümcek = spider
Panda = panda
Panter = panter
Papağan = parrot
Pelikan = pelican
Penguen = penguin
Piliç = chicken
Pire = flea
Rakun = racun
Rengeyiği = reindeer
Saksağan = magpie
Salyangoz = snail
Sansar = marten
Sazan = carp
Serçe = sparrow
Sıçan = rat
Sığır = cattle
Sırtlan = hyena
Sincap = squirrel
Sinek = fly
Sivrisinek = mosquito
Solucan = worm
Suaygırı = hipopotamus
Susamuru = otter
Sümüklüböcek = slug
Şahin = hawk
Şempanze = chimpanzee
Tahtakurusu = bedbug
Tavşan = rabbit
Tavuk = han
Tavuskuşu = peacock
Tay = colt
Tazı = greyhound
Tırtıl = larva
Tilki = fox
Timsah = crocodile
Tonbalığı = tuna
Turna = crane
Turnabalığı = pike
Uğur böceği = ladybird
Yabanarısı = bumblebee
Yabandomuzu = wild boar
Yabantavşanı = hare
Yarasa = bat
Yengeç = crab
Yılan = snake
Yılanbalığı = eel
Yunus = dolphin
Zebra = zebra
Zürafa = giraffe

İNGİLİZCE VÜCÜDUMUZ | VÜCUT TERİMLERİ | İNGİLİZCE VÜCUT KISIMLARI

head:baş


neck:boyun


shoulders:omuzlar


hair:saç


eyes:gözler


ears:kulaklar


nose:burun


mouth:ağız


teeth:dişler


lips:dudaklar


brain: beyin


heart:kalp


stomach:mide


chest:göğüs


arms:kollar


elbows:dirsekler


hands.eller


fingers.parmaklar


nails:tırnaklar


back:sırt


legs:bacaklar


knees:dizler


feet:ayaklar


toes:ayak parmakları

23 Ekim 2009 Cuma

İNGLİZCE MEYVELER | FRUITS | MEYVE İSİMLERİ

İNGİLİZCE MEYVELER

fruit meyve
apple elma
appricot kayısı
banana muz
blackberry böğürtlen
cherry kiraz
grape üzüm
lemon limon
orange portakal
peach şeftali
plum erik
strawberry çilek
pear armut

İNGİLİZCE AİLE BİREYLERİ | FAMİLY MEMBER

İngilizce Aile Bireyleri - Family Member
grandfather=büyükbaba
sister=kızkardeş
grandma=büyükanne
wife= eş karı
husband=koca
uncle=amca dayı
mother=mom, anne
brother-in-law=kayınbirader
sister-in-law=baldız
mother-in-law=kaynana
father-in-law=kayınpeder
brother=erkek kardeş
father =dad, baba
aunt=hala teyze

İNGİLİZCE AYLAR | İNGİLİZCE GÜNLER-MEVSİMLER

AYLAR

january = ocak
feburary = şubat
march = mart
april = nisan
may = mayıs
june = haziran
july = temmuz
august = ağustos
september= eylül
october = ekim
november = kasım
december = aralık


GÜNLER

Monday= Pazartesi
Tuesday= Salı
Wednesday=Çarşamba
Thursday= Perşembe
Friday= Cuma
Saturday= Cumartesi
Sunday= Pazar

MEVSİMLER

Spring = ilkbahar
Summer = yaz
autumn = sonbahar
winter = kış

18 Ekim 2009 Pazar

İNGİLİZCE HAVA DURUMLARI | İngilizce Hava Terimleri | Hava Durumu İngilizce

Atmosphere atmosfer
cloud bulut
ice buz
frost don
thunderstorm fırtına
sky gök
thunder gök gürültüsü
sun güneş
snow kar
wind rüzgar
fog sis
lightning şimşek
rain yağmur
star yıldız
moon ay
eclipse tutulma

İNGİLİZCE KIYAFET İSİMLERİ | İngilizce Kıyafetler|Clothes İn English

Belt = Kemer
Blouse = Bluz
Boat(s) = Çizme(ler), Bot(lar)
Bow-tie = Papyon
Brace(s) = Pantolon Askısı
Bracelet = Bilezik
Buckle = Toka
Button = Düğme
Cap = Kep türü şapka
Cardigan = Hırka
Coat = Palto, Kaban, Ceket
Collar = Yaka
Dress = Elbise
Earring = Küpe
Glove(s) = Eldiven(ler)
Hat = Şapka
Jacket = Ceket
Jeans = Kot Pantolon
Jumper, Pullover = Kazak, Süveter
Lace(s) = Bağcık(lar)
Mitten(s) = Eldiven(ler)
Necklace = Kolye
Nighty, Nightgown, Nightdress = Gecelik
Pants = Külot, Don
Ring = Yüzük
Sandal(s) = Sandalet(ler)
Shirt = Gömlek
Shoe(s) = Ayakkabı(lar)
Shorts = Şort
Skirt = Etek
Slipper(s) = Terlik(ler)
Sock(s) = Çorap
Suit = Takım elbise
Sweater = Süveter Kazak, Hırka
Tie = Kravat
Trousers = Pantolon
T-shirt = Tişört
Waistcoat = Yelek
Zip = Fermuar

İNGİLİZCE RENKLER | Colours İn English | Renkler İngilizce'de

blue, mavi
red, kırmızı
yellow, sarı
black, siyah
white, beyaz
pink, pembe
purple, mor
orange, turuncu
beige, bej
brown, kahverengi
gray, gri
dark blue, larcivert
light blue, açık mavi
light brown, açık kahve
dark brown, koyu kahve
light yellow, açık sarı
green, yeşil
light green, açık yeşil
dark green, koyu yeşil

İNGİLİZCE MESLEKLER | JOBS | Meslekler | İngilizce

Abone = subscriber
Aday = candidate
Ahçı = cook
Ajan = agent
Aktör = actor
Aktris = actress
Akrobat = acrobat
Albay = colonel
Amatör = amateur
Amca = uncle
Amiral = admiral
Anne = mother
Antrenör = coach
Arkeolog = archeologist
Asker = soldier
Aşçıbaşı = chef
Avukat = lawyer, advocate
Ayakkabıcı = shoemaker
Baba = father
Bahçıvan = gardener
Bakan = minister
Bakıcı = baby-sitter
Bakire = virgin
Bakkal = grocer
Balerin = ballerina
Balet = ballet dancer
Balıkçı = fisherman
Bankacı = banker
Barmen = bartender
Başbakan = prime minister, premier
Başkan = chairman
Bay = gentleman
Bayan = lady
Bebek = baby
Bekar = bachelor
Berber = barber
Besteci = composer
Bilim adamı = scientist
Binbaşı = major
Büyücü = magician
Büyük anne = grandmother
Büyük baba = grandfather
Büyükelçi = ambassador
Casus = spy
Cumhurbaşkanı = president
Çavuş = sergeant
Çaylak = rookie
Cellat = executioner
Çevirmen = interpreter
Çiftçi = farmer
Çingene = gypsy
Çoban = shepherd
Çocuk = kid, child
Çocuk doktoru = pediatrician
Dansçı = dancer
Dayı = uncle
Dansöz = belly dancer
Dedektif = detective
Demirci = blacksmith
Denizci = sailor
Devlet adamı = statesman
Dikdatör = dictator
Dilenci = beggar
Diplomat = diplomat
Diş hekimi = dentist
Doktor = doctor
Dokumacı = weaver
Dost = friend
Dul = widow
Duvarcı = mason
Dükkancı = shopkeeper
Dülger = carpenter
Eczacı = chemist
Ekmekçi = baker
Elçi = envoy
Elektirikçi = electrician
Eleştirmen = critic
Emekli = retired
Emlakçı = realtor
Erkek = male
Eş = mate
Ev hanımı = housewife
Filozof = philosopher
Fotoğrafçı = photographer
Gangster = gangster, outlaw, thug
Garson = waiter
Genç = young
General = general
Göçmen = migrant
Görümce = sister-in-law
Göz doktoru = oculist
Gözlükçü = optician
Gümrükçü = customs officer
Hakem = referee
Hakim = judge
Hala = aunt
Hamal = porter
Hasta = patient
Hemşire = nurse
Hırsız = thief
Hizmetçi = servant
Homoseksüel = gay
Hostes = hostess
İdareci = manager
İkiz = twins
İmparator = emperor
İşadamı = businessman
İşçi = worker
İşgören = employee
İşsiz = unemployed
İthalatçı = importer
İzci = scout
Kapıcı = doorkeeper
Kaptan = captain
Kardeş = brother, sister
Kasap = butcher
Kasiyer = cashier
Katil = murderer, killer
Kayınço = brother-in-law
Kırtasiyeci = stationer
Kız = female
Kiracı = tenant
Kitapçı = bookseller
Komşu = neighbour
Komutan = commander
Konsolos = consul
Korgeneral = lieutenant general
Köle = slave
Kral = king
Kraliçe = queen
Kuaför = hairdresser
Kumandan = commander
Kumarbaz = gambler
Kumaşçı = draper
Kuru temizleyici = dry-cleaner’s
Kuyumcu = jeweler
Kuzen = cousin
Lezbiyen = lesbian
Lider = leader
Lord = lord
Madenci = miner
Makine uzmanı = mechanic
Manav = greengrocer
Masör = masseur
Memur = civil servant
Metres = mistress
Mimar = architect
Misafir = guest
Mucit = inventor
Muhabir = reporter
Muhafız = guard
Muhasebeci = accountant
Müdür = director
Müdür muavini = assistant
Müfettiş = inspector
Mühendis = engineer
Mütait = contractor
Müzisyen = musician
Noter = notary
Oda görevlisi = bellboy
Oduncu = lumberjack
Onbaşı = corporel
Orgeneral = full general
Ormancı = forest ranger
Ortak = partner
Oyuncu = player
Öğrenci = student
Öğretmen = teacher
Palyanço = clown
Pansiyoner = boarder
Papaz = priest
Patron = boss
Pilot = pilot, aviator
Piyade = infantry
Polis = policeman
Politikacı = politician
Postacı = postman
Prens = prince
Prenses = princess
Psikiyatrist = psychiatrist
Psikolog = psychologist
Rahibe = nun, priestess
Rakip = rival, opponent
Rehber = guide
Rehine = hostage
Ressam = painter
Romancı = novelist
Sanık = suspect
Sarhoş = drunk
Savcı = prosecutor
Sekreter = secretary
Senatör = senator
Seyirci = audience
Spiker = speaker
Subay = officer
Sütçü = milkman
Şef garson = headwaiter
Şoför = chauffeur, driver
Taksi şoförü = cab driver
Tanık = witness
Taraftar = supporter, fan
Teğmen = lieutenant
Teknisyen = technician
Terzi = tailor
Teyze = aunt
Tezgahtar = salesman
Tuğgeneral = brigadier general
Tutsak = captive
Tüccar = merchant
Tümgeneral = major general
Ustabaşı = foreman
Uzman = expert
Üç kağıtçı = swindler
Üye = member
Vatandaş = citizen
Vatansever = patriot
Vejeteryan = vegetarian
Veteriner = veterinarian
Yabancı = stranger
Yankesici = pickpocket
Yarbay = lieutenant colonel
Yardımcı = assistant
Yaşlı = old
Yazar = author
Yetim = orphan
Yetişkin = adult, mature
Yoksul = poor
Yüzbaşı = captain
Zengin = rich
Ziyaretçi = visitor

Kaynak: Bu içerik internet kaynaklarından yararlanılarak sitemize eklendi

17 Ekim 2009 Cumartesi

İNGİLİZCE ÜLKELER MİLLETLER | Countries Nationailties

ÜLKELER & MİLLETLER

Arjantin Argentina - Argentinian
Avusturalya Australia - Australian
Avusturya Austria - Austrian
Kanada Canada - Canadian
Şili Chile - Chilean
Çin China - Chinese
Çekoslavakya Czechoslovakia - Czech
Finlandiya Finland - Finnish
Fransa France - French
Almanya Germany - German
Yunanistan Greece - Greek
Hollanda Holland - Dutch
Macaristan Hungary - Hungarian
İzlanda Iceland - Icelandic
Hindistan India - Indian
İran Iran - Iranian
Irak Iraq - Iraqui
İrlanda Ireland - Irish
İsrail Israel - IsraeliI
İtalya Italy - Italian
Japonya Japan - Japanese
Ürdün Jordan - Jordanian
Meksika Mexico - Mexican
Nepal Nepal - Nepalese
Yeni Zelenda New Zealand - New Zealander
Pakistan Pakistan - Pakistani
Paraguay Paraguay - Paraguayan
Peru Peru - Peruvian
Polonya Poland - Polish
Romonya Romania - Romanian
İskoçya Scotland - Scottish
Güney Afrika South Africa - South African
İspanya Spain - Spanish
İsviçre Switzerland - Swiss
Suriye Syria - SyrianT
Tayland hailand - Thai
TÜRKİYE Turkey - Turkish
ABD USA - American
Uruguay Uruguay - Uruguayan
Venezüella Venezuela - Venezuelan
Galer Wales - Wel

MİKTAR BİLDİREN KELİMELER | QUANTITY | Azlık-Çokluk



alittle, some biraz


very, much çok



enough
yeterli



any
hiç



few az



too much çok fazla



too daha



more daha çok



less daha az



İngilizcede Zıt Anlamlı Kelimeler | Opposites

beautiful-ugly güzel-çirkin

better-worse daha iyi-daha kötü


big-small büyük-küçük

cheap-expensive ucuz-pahalı

early-late erken-geç

easy-difficult kolay-zor

free-occupied serbest-meşgul

full-emptydolu-boş

good-bad iyi-kötü

here-there burada-orada

heavy-light ağır-hafif

hot-cold sıcak-soğuk

near-far yakın-uzak

next-last gelecek-son

old-young ihtiyar-genç

old-new eski-yeni

open-shut açık-kapalı

quick-slow çabuk-yavaş

right-wrong doğru-yanlış

16 Ekim 2009 Cuma

Yemekte İngilizce Diyalog

Kahvaltı ne zaman When is breakfast?
Kahvaltı sabah 7-8 civarında The breakfast is about 7 or 8
Öğle yemeği için nereye gidelim Where should we go for lunch?
Şehir merkezinde iyi bir Çin Lokantası var There is a great Chinese restaurant downtown
Akşam yemeğine gitmek istermisin Would you like to go to dinner?
Tabii ki. Ne tip bir yere gitmek istiyorsun Of course. What type of a restaurant would you like to go to?
Lüks bir yere gidelim Lets go to an upscale place
Ne tip yemek istersin? What kind of food do you like?
Ben İtalyan ve Fransız sofrası hariç herşeyi severim Excluding Italian and French, I like it all.
Bu masaya oturalım Let's sit at this table.
Salatanız Varmı Do you have salad?
Buranın en iyi mezesi nedir? What is your specialty appetizer here?
Ne tip balığınız var What kind of fish do you have?
Hesabı alabilirmiyim May I have the check please?
Yemek çok iyiydi. Buraya tekrar gelelim The food was great. Let's come here again.
Buradan sonra bara gidelimmi? Would you like to go to a bar from here?
Ben çok içtim. Bir yudum daha içecek halim yok. I drank too much. I don't think I can drink one more drop.
Çok içtiysen bırak ben kullanayım - en azından çevrilmeyiz. If you had too much to drink let me drive- at least we won't get pulled over.
Tamam dostum O.K. Buddy!
Tatlı da yiyelim Let's have dessert also.
Su - bira - şarap - meyva suyu Water - beer - wine - fruit juice
Salata - meze - çorba - tatlı salad - appetizer - soup - dessert
Catal - bıçak - kaşık - tabak - bardak fork - knife - spoon - plate - glass
Masa - Sandalye table - chair
zeytin - peynir - ekmek - su olive - cheese - bread - water
tuz - biber - yağ - sirke salt - pepper - oil - vinegar
domates - patates - pilav - biber tomatoes - potatoes - rice
elma - portakal - kavun - karpuz - üzüm apple - orange - melon - watermelon - grapes
kırmızı et - beyaz et - tavuk - balık - koyun - midye - kalamar red meat - white meat - chicken - fish - lamb - mussels - calamari
kahvaltı - öğle yemeği - akşam yemeği breakfast - lunch - dinner

Okulda İngilizce Diyalog | İngilizce Diyaloglar

Okul ne zaman başlıyor? When does the school start?
Okul 26 Ağustos'ta başlıyor School starts on August 26th.
Hangi okula gidiyorsun? Which school do you go to?
Oxford üniversitesine gidiyorum. I go to the University of Oxford.
Kaçıncı sınıftasın? Which year are you?
İlk yıldayım -İkinci yıldayım - üçüncü yıldayım - son yıldayım I'm a freshman - I'm a sophomore - I'm a junior - I'm a senior
Bu sömestir hangi sınıfları alıyorsun? What classes are you taking this semester?
Bu sömestir finans, işletme ve pazarlama derslerini alacağım I'll be taking finance, management and marketing this semester.
Öğretmenlerinin kim? Who are your professors?
Finansı Johnson'la Pazarlama'yı Matthews'la alacağım Johnson for finans and Matthews for marketing
Kitaplarını nereden alacaksın? Where will you buy your books?
Kütüphaneden From the library
Ögrenci yurdundamı kalacaksın? Are you going to stay at the dorm?
Hayır, birkaç arkadaş ev tuttuk. Queens semtinde kalacağız. No, me and some friends rented a place together, it is by Queens
Arkadaşlarınla nerede tanıştın? Where did you meet your friends?
Geçen sene katıldığım kardeşlik cemıyetinde tanıştım. I met them in the fraternity I joined last year.
O camiyetlere girince derslere çalışma zamanın daralmıyormu? Isn't true that you can study as hard for your classes when you join those organizations?
Evet daralıyor, ama benim kardeşlik cemiyetinde bu sene alacağım sınıfları alan arkadaşlardan özetler aldım. Yes, that is true, but I am getting notes of the classes from fraternity friends who already took these classes.
Okul taksiti nedir? What is the tuituon?
Sömestir başına $4500 It is $4500 per semester.
Nasıl para alıyorsun? How are you getting the money?
Haftada 20 saat spor salonunda çalışıyorum. Gerisini bizimkiler bankayla yolluyorlar. I work 20 hrs a week at the gym, and my parents wire the rest.
Tamam o zaman. Benim sınıfım 10 dakika da başlıyor, ben kaçıyorum. O.K. - I got a class that starts in 10 minutes, I gotta run.
Oldu - görüşmek üzere... O.K. - see you later